otlar2

Hayat rakı masasında ki deniz börülcesi pişirmek gibidir bazen…

Çok kaynatmayacaksın deniz börülcesini, kaynamış suya atıp 12 dakika sadece.

Çok kaynatırsan, 12 dakikanın azıcık üzerine çıktın mı ya da 12 dakikaya gelmeden altını kapattın mı yenmez.

Hem tadı kaçar hem de rengi bozulur.

Ağzına attığında hemen erir gider, o güzelim rengi değişiverir, sarıya kaçar.

İstediğin kadar zeytinyağı, limon ve sarımsak sosu ile tatlandır, o lezzete ulaşamazsın.

Öncesinde de dedim ya kaynamış suya atacaksın. Tencereyi doldurduğun gibi ateşe koy verme. Acele etmeyeceksin, bırak önce 100 dereceye  ulaşsın su, kaynasın iyice, fokurdasın.

Ağzını kapatmayacaksın kapakla. Bırak suyu azalsın.

Beklemeyeceksin başında, karıştırmayacaksın ikide bir kaşıkla. En başında şöyle bir çevir bırak.

İkide bir gelip oldu mu diye kontrol etmeyeceksin, ağzına bir tane atmayacaksın.

Belli bir zamanı var işte niye acele ediyorsun?

12 dakika oldu mu da hemen soğuk suyun altına tutacaksın.

Öylesine bırakırsan, rengi yine bozulur.

Hayat da aynı böyledir işte, aynı bir deniz börülcesini pişirme misali…

Biliyoruz ki, ne yazarsak yazalım, yazdıklarımız karşımızdakinin okuyup, anladığı ve hissettiği kadar.

Okuduğumuz kitapta, dinlediğimiz müzikte, izlediğimiz filmde, tiyatroda, gittiğimiz yerde, konuştuğumuz insanda hep kendimizden bir şeyler arıyor, sonra da kendi hikayemizle birleştirip ortak bir nokta bulmaya çalışıyoruz.

İşte deniz börülcesinin de hikayesi senin, benim, bizim gibi…

Bunları da beğenebilirsiniz:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Post
«