Bazı kadınlar bazı adamların, bazı adamlarda bazı kadınların hayatını değiştirirler.

Dostluklar aşka, aşklar umuda, umutlarda acıya çevrilir bazen.

Ne bir çemberden, ne de düz bir çizgiden bahsedebilirsin bu durumda.

Kafka ve Milena aşkı..

” Milena’ya mektuplar”  aşka dönüşen dostluğu ne güzel anlatır bizlere.

1920 yılında tanışmışlar. Milena Kafka’nın eserlerini Çek diline çeviriyormuş.

İlişkileri dostluktan,aşka dönüşmüş, zamanla daha da derinleşmiş ve mektuplarla devam etmiştir.

İşte o mektuplardan bazı alıntılar :

Mektup (1)

“Kapana sıkışmışım gibi bir hisle yatakta yatıyordum bütün gün. Durmadan seni kendimden uzaklaştıracak bir şeyler arayıp durdum. Kendi kendime kızdım devamlı…
Çılgınca bir korkunun tutsağıyım Milena. Anlıyor musun korkuyorum? Bu koca satranç oyununda yerim yok benim zaten. İlgimi çekmiyor, ben bütün dikkatimi kraliçeye vermişim. Gözlerim yalnız onu görüyor. Şahın yerinde olmak için bütün uğraşmalarım. Bunların gerçekten olmasını istiyorsam artık başka türlü davranmam gerektiğini de biliyorum. Bu yüzden Viyana’da kalma artık demem senden daha çok benimle ilgili, hele şu an söylediklerim isteklerin en masumu en arınmışı belki de. Mutluluğun ta kendisi o…
Mektuplarını tüylerini kabartıp tetikte bekleyen bir kedinin dikkati ile okuyorum..”

Mektup (2)

” Neler olduğunu sen de benim gibi bir türlü tam anlamıyorsun. Büyük bir coşku ile karşılaşınca delirecek kadar ürperiyorum. Bir şey istiyorum, gürültüden, kalabalıktan uzak karanlığımda kendi başıma kalmak. Bir yerlere gizlenmek istiyorum bu isteğim ardından gitmek istiyorum..
Bendeki bu coşku bir yanardağın patlaması gibi olduğundan elbet dinecek bir gün. Ama bu coşkuyu oluşturan güçleri içimde taşıdığımı bilmek çok korkutuyor beni. Zaten yaşamım korkulara bağlı beni vareden bu korkular onlar yok olursa ben de yok olurum. Benim böyle olduğumu sen de biliyorsun, hatta böyle olmasaydım benimle bu kadar ilgilenir miydin? Patlamalar şu an bitmek üzere aslında mutlu olmam gerekiyor ama bunların her zaman olacağını bilmek korkutuyor beni..
Gözüm açıldı artık Milena, ama “beni bırakma” diyen yakarışmalarımı düşünüp de acı çekmene gerek yok. Bu konuda senin ateşin hala bütün gücü ile aydınlatmakta yüreğimi. O yüzden düşüncelerimde değişen bir şey yok. Ancak bu durumun ne senin için ne benim için kötü bir durum. Çünkü söylenmesi gereken en küçük doğru söz ilk söylendiğinde beni yıkmaya tepetaklak yuvarlamaya yeterlidir…”

Karşınızdaki insanı olduğu gibi sevebilmeniz için önce onunla ve inandığı değerlerle dost olmanız gerekmekte.

Gerçi günümüz ilişkilerinde herşey farklı bir çizgi izliyor.

Kafka ve Milena gibi olmuyor malesef.

Erkekler karşısındaki kadının dişiliğini görmekten etkileniyorlar.

Sevgilinize eski ilişkinizden bahsetmek, onun eski ilişkilerini dinleyip bir dost gibi yorum yapmak, onunla her türlü  muhabbeti yapıp “kanka” moduna girmek vs.

Bu davranışlar tam tersi ilişkinizi aşk boyutundan çıkarıp, dostluk boyutuna getirebiliyor şimdilerde..

Bu konuda çok fazla yorum yapmak istemiyorum.

Dostluğun, aşka dönüşümünün en güzel örneklerinden biri olan Kafka ve

Milena aşkının mektuplarından bir alıntı daha paylaşmak istiyorum sizlere..

“Size nasıl geldiğimi unutmayın Milena,

arkamda otuz sekiz yıllık bir yolculuk var.

sonra, beklenmedik bir yol kavşağında sizi görüyorum,

göreceğimi hiç ummadığım,

hele böylesine geç bir karşılaşmayı aklımdan bile geçirmediğime göre

Milena, ne yapabilirim? “

Bir adam ve bir kadının  dostluğu ,aşkı  ve değişen  hayatları.

Bu aşk yolculuğunun üstüne söylenecek söz bulamıyorum,sözlerim bitti, kalemim sustu…

Özlem ÜNEY

Bunları da beğenebilirsiniz:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir